Gerçek Bir Baba Oğul Hikayesi

1 Eylül 2019 0 Yazar:

Hikayelerimi takip edenler bunların sadece kurgu olduğunu bilerek okuyor ama bu defa size öyle bir hikaye anlatacağım ki kesinlikle kurgu falan değil, gerçekten yaşanmış bir hikaye. Öncelikle şunu belirteyim, hikayeyi bana anlatan arkadaş onu ilk ağızdan dinlemiş ve çok da etkilenmiş fakat bu son derece konuşkan arkadaş malesef okuldayken en nefret ettiği şey edebiyat dersinde kompozisyon yazmak olduğundan bu hikayeyi çok istediği halde bir türlü yazıya dökememiş. Hatta hikayeyi anlatan dostuna, “Ya bunu senaryolaştırsana, bak ciddi paralar kazanırsın. Ferzan Özpetek bunu film yapsa ödül alır” filan demiş ama dostu Türkiye şartlarında bunun biraz hassas bir konu olduğunu, hikayenin ucunun pek çok kişiye dokunduğunu söylemiş. Belki de haklıdır, bilemiyorum ama bu hikaye üçüncü bir şahıstan dinlediğim halde bile beni gerçekten çok etkiledi. Kendi kendime dedim ki “Yahu Murat yaşadığımız şu hayat gerçekten çok ama çok tuhaf tesadüflerle dolu ve bu yaşananların mutlaka bir mantığı ya da bir sebebi olmalı. Gel sen bunları yazıya dökmeyi dene…”. Şimdi bu hikayeyi buraya yazıyorum fakaaaat hikayenin asıl sahibi yarın öbür gün ortaya çıkıp da “Vay sen benim hikayemi ne hakla porno sitelere yazdın”, derse… O zaman da silerim ya napayım?… Fakat şunu da kendisine söylemek isterim: Hepimizin de çok iyi bir laf var: “Bu hayatta iki kişinin bildiği şey sır değildir”. Yine de ben isim ve mekan belirtmeden ama hikayeyi isimler hariç kesinlikle değiştirmeden, sadece kendi düşüncelerimi ve kapanışta yorumumu ekleyerek aktaracağım size. Yani kişilerin özeline tecavüz ederek kimseyi afişe etmek gibi bir amacım yok. Bu arada hikayenin başlığını görüp de sakın bu hikayenin ensest veya hardcore cinsellik içerdiğini sanmayın, bir yandan okurken otuzbir çekip rahatlama amacıyla bu sayfaya gelen arkadaşlara önerim diğer kurgu hikayelerimden birini otuzbir malzemesi yapmaları olabilir çünkü bu hikaye aslında biraz da Müge Anlı ile Tatlı Sert tarzında eşcinsel bir dram… İşte şimdi başlıyoruz:

50’li yıllarda kırsaldan büyük şehre göç eden bir ailenin, ilk çocukları ve hikayenin başlıca kişisi olan en büyük oğul Murat (tabi ki gerçek adı değil) doğduktan sonra, bir erkek ve iki kız çocukları daha olmuş. Adam eşini kaçırarak nikahlamış ama hiçbir zaman mutlu bir evlilik yaşamları da olmamış. Kadın biraz bağnaz, inatçı ve hırçın bir kişiliğe sahipmiş, eşinin ailesinden epeyce eziyet de görmüş, özellikle de ilk iki çocuk doğduktan sonra pek çok kadının da yaptığı gibi yatakta giderek kocasına hiçbir zevk vermeyen bir ceset moduna girmiş. Hayatında bir kez olsun makyaj yapmamış, kocası için üstüne başına hiç özenmemiş kırsal kökenli bir kadın bu muhtemelen. Önceleri çok fakirlik çekmişler fakat ailenin babası oldukça çalışkan ve kafası çalışan bir adammış, memuriyette bir süre süründükten sonra özel sektöre geçmiş, derken karşısına çıkan fırsatları da kullanarak kendi işini kurup epeyce zengin bir adam olmuş. Fakat doğal olarak adamın cinsel ihtiyaçlarını da bir şekilde karşılaması gerekiyormuş, o da kendini maalesef gayet de haklı olarak alkole ve orospulara vermiş. Aile içi şiddet had safhada yaşanıyormuş evde, her Allah’ın günü kavga, gürültü, sevgisizlik ve korku içinde büyüyen çocuklar, içip içip bir yandan annelerini, bir yandan da kendilerini döven babalarından nefret eder hale gelmişler. Baba, onca dayak yediği halde hala kendisine boyun eğmeyen karısının asi tavrıları ve giderek daha sık başvurduğu alkol yüzünden büyük ihtimalle ruh sağlığını da yavaş yavaş yitirdiğinden, çocuklarına eziyet eden bir psikopata dönüşmüş. Yani bir tür zincirleme reaksiyon gibi adam içiyor, eşini çocuklarını dövüyor, ortam daha da geriliyor, adam ortamdan uzaklaşmak için gidip biraz daha içiyor… Nitekim baba çok para kazandığı halde kendisine huzur vermeyen aile bireylerine varlık içinde yokluğu yaşatmaya başlamış. Çocukların her biri evden bir an önce evlenip uzaklaşmanın derdindeymişler. Anne bu aşamada mantıklı bir şey yaparak, muhtemeldir ki kendisi de okuyamayıp evlendiğine pişman olduğu için, için en azından güç bela ailenin kızlarını okutup kendi gaziantep escort ayakları üzerinde durabilmelerini sağlamış. İşte böylelikle alkolik babaları en azından her iki oğlu için de iyi bir rol model olmaktan çıkmış olmalı… Bu oğullardan biri ilaç bağımlığısı, diğeri ise alkolik oluyor nitekim. Oralara geleceğiz…

Murat, baba ile anne arasında biraz “köprüden önce son çıkış”, zaman zaman da “savunma kalkanı” görevi görüyormuş. Evde babası annesini döverken araya girip babasının çok dayağını yiyen büyük oğul, evin dışında ise çok , giyim kuşamına özen gösteren, popüler, sosyal yönü çok kuvvetli, çok yönlü, neşe dolu, insanları güldürüp eğlendiren ve hayattan zevk almasını bilen vs. vs. bir genç adammış. Dikkat edin, eşcinseller genelde hep böyle tiplerdir, belki de zor hayatlar yaşadıkları için mizah yönlerini güçlenir ama iki yüzlü toplum ise onlara hep şaklaban muamelesi yapar… Fakat sonra böylesine popüler bir genç adam kalkıyor lisede sınıfın en vasat kızlarından biriyle evlenmeye karar veriyor, yani bu biraz ilginç değil mi?… Murat etrafında bir sürü hoş kız fır dönerken gidip kara kuru, fakir bir ailenin kızıyla evlenmiş. Yok sandığınız gibi bu kız, hiç de öyle adamın ağzından girip burnundan çıkacak tarzda kurnaz, servet avcısı biri değilmiş. Zavallı bir kızmış açıkçası, onun da başında apayrı bir dram varmış. Anne ve babası daha küçükken ayrılmış,gaziantep escort bayan anne kızı abisiyle beraber babasına terk edip tekrardan başka bir adamla evlenmiş. Kızcağız da önce babannesinin dayaklarını yemiş, sonra da üvey annesinin işkencelerine maruz kalarak haliyle kaşarlanmış ve öyle çok da aşık olup sevmediği Murat’la evlenmenin onu bu hayattan kurtaracağına inanmış. Dikkatinizi çekerim, bu kız oğlanı bu aşamada sadece “iyi bir arkadaş” olarak görüyor. Üstelik kızın o sırada hoşlandığı bir çocuk da varmış ama tabi bu popüler zengin aile çocuğu çok daha cazip bir seçenek olarak çıkmış karşısına. Evliliklerinin ilk yıllarında bir de erkek çocukları Fırat (tabi ki onun da gerçek adı bu değil) doğmuş ama hemen sonra kadın Murat’ı askere uğurlamış… O yıllarda askerlik 20 ay sürüyormuş, dolayısıyla Murat’ın orada uzunca bir süre kaldığını aklımızın bir köşesinde tutalım… Nitekim aylar geçmiş ve Murat askerden dönmüş ama orada ona her ne olduysa biraz “değişik” bir insan olarak dönmüş oradan. Giderek karısına da, oğlu Fırat’a da fazla ilgi göstermeyen bir insana dönüşmeye başlamış. Bir ara nefret ettiği babası gibi eşini aldatmış, hatta üstüne bir de iş üstündeyken eşi tarafından birkaç defa(!) basılmış. 80’li yıllarda yurt dışına kaçıp Almanya’ya belki de biraz nefes almaya gitmiş. Bilmeyenler için belirtmek isterim, o yıllarda özellikle Almanya’nın büyük şehirlerindeki gece hayatı ve eğlence kültürü Avrupa marjinal yaşam tarzları için bir cennetti… Fakat Murat ailesinin baskısına dayanamayıp geri gelmiş. Bu arada Murat’ın babası, bir ara dolandırıcılık suçundan hapse düşünce malvarlığının büyük bir kısmını devlet el koymasın diyerek erkek kardeşlerinden birinin üstüne geçirmiş fakat hapisten çıktığında ise kardeşi bu serveti ona geri vermemiş. Aile için ekonomik çöküş de böylece başlamış. İşte bu noktada karısı, hem ondan hem de kardeşinden ölesiye nefret etmeye başlamış… Derken Murat, depresif bir insan olarak geçirdiği son birkaç senenin ardından biraz da “gizemli” bir araba kazasında hakkın rahmetine kavuşmuş… Buralara yazının sonunda farklı bir perspektiften bakacağız ama öncesinde küçük Fırat’ın nasıl büyüdüğüne de göz atmamız gerekiyor.

Murat’ın ölümünden sonra annesi bütün ilgisini torunu Fırat’a yönlendirmiş. Bu arada diğer çocuklarını tek tek evlendirmiş, her birinin çocukları falan da olmuş, torun torba sayısı giderek artmış. Fakat bir yandan kendisi, bir yandan da kocası Murat’ın dul eşini iyiden iyiye sıkboğaz etmeye başlamış. Kız o güne kadar pek sevmediği bu insanlara kocası yüzünden amenna diyormuş, şimdi ortada Murat da olmadığına göre artık buna katlanmak istemediğine karar vermiş. Tam bu sırada kızın ağabeyi ortaya çıkıp kızkardeşini o aileden “güya” kurtarıp evini ona açmış ama onun da amacı kendisini fakir olduğunu için sürekli ezikleyen karısının aklına uyarak kızkardeşinin ölen kocasından kalan mal varlığına konmakmış. Böyle de olmuş. Kızkardeşini bir güzel sömürürüp kocasından kalanları da satıp savdıktan sonra, ona yeniden evlenmesi ve evden sepetlenmesi için bir de koca adayı bulmuş. Ne tesadüftür ki bulduğu bu adam da kadının ölen kocasının mahalle arkadaşlarından biriymiş(!)… Herif taa o zamanlardan bu kıza göz koymuş diyelim, fırsat bu fırsat diyerek kadına yanaştığınıescort gaziantep varsayalım. Peki bir kadın neden, ölmüş eşinin onurunu hiçe sayarak onun zaten “pek de normal olmayan” ailesinin nefretini kazanmayı istesin ki?… Bu noktada belki de geçmişte aldatılmış olmanın verdiği eziklik ve nefret duygusuyla hareket etmiştir, kim bilir… Nitekim kadın bu bahsi geçen adamla, yani eşinin eski arkadaşıyla evlenmiş. Ne yazık ki evlilikleri kadını ilk birkaç yıldan sonra mutlu edememiş. Yeni kocası, onu defalarca patronunun karısıyla, beraber çalıştığı iş arkadaşlarıyla falan derken bir sürü insanla aldatmış. Kadının elinde ölmüş eşinden kalan son varlığı ise düğününde takılan ve bir daha asla sahip olamayacağı kadar değerli takılarıymış. Bir gün eve hırsız girmiş süsü verilerek bunlar da ortadan yok edilmiş. Anlatılanlara göre eve hırsızlık için giren her kimse evi hiç dağıtmadan doğrudan mücevherlerin gizli olduğu yeri bulup sonra da sırra kadem basmış. Tüm bunlar olurken kadın yeni eşinden bir de kız çocuğu dünyaya getirmiş. Hayatı boyunca ev kadını olmaktan başka bir iş bilmeyen kadın, kocasının kendisini aldatmasına, hakaretlerine, eziyetlerine katlanmış çünkü boşandığı takdirde zor durumda kalmaktan korkuyormuş.

Gelelim Fırat’a. Annesi ikinci evliliğini yapmadan önce Fırat’ı geride, tıpkı bir zamanlar annesinin kendisine yaptığı gibi bir süre ölen kocasının ailesine terk etmiş. Yine sormak istiyorum: bir anne neden çocuğunu, onun nasıl koşullar içinde büyüyeceğini bidiği halde böyle bir ortama terk eder? Fırat, her ne kadar küçük olsa da, babasından sonra annesini de kaybetmenin acısını, hatta öz annesi tarafından bile sevilmediğini hissetmiş olmalı… Fırat babasının ebeveynleri ve kardeşleri arasında büyümüş, dolayısıyla aile içi şiddetin artık tavan yaptığı, ekonomik olarak darboğazda olan bir evde yaşamaya mahkum edilmiş annesi tarafından. Oysa Fırat annesine yıllar sonra neden bunu yaptığını sorduğunda, kadın oğlunun ölen eşinin annesi tarafından ona çok daha iyi bir yaşam verileceği ve iyi bir eğitim aldırılacağına dair ikna edildiği için olduğunu söylemiş. Fırat buna ne kadar inanmıştır bilmem ama ben pek ikna olmadım… Sağlıklı bir aile ortamı görmeden büyüyen Fırat, baba hayattayken önceleri pek bir şımartılmış falan ama babasının ölümünden sonra aileye katılan yeni torun torbayla beraber pabucu dama atılmaya başlamış. Neyse ki tüm bu hengamenin ortasında yine de Murat iyi bir eğitim almayı başarmış, güzel bir işe de girmiş. Dedesi uzun yıllar su gibi içtiği alkol ve sigaranın etkisiyle birçok sağlık problemleri yaşayarak nihayet oğlunun peşinden öteki tarafa göçmüş. Ailesi işte bu noktadan sonra tamamen parçalanmaya başlamış. Aile fertleri bir yandan babadan kalan borçları kapatmaya uğraşırken diğer yandan da kalan birkaç taşınmazı da paylaşma konusunda birbirlerine düşmüş. Bu sırada Fırat’ın babannesi, gelecek kaygısıyla atı ekonomik yönden en güçlü olan çocuğuna oynamış ve bu adaletsiz davranışları yüzünden de çocuklarını hem birbirlerine düşürmüş hem de küstürmüş. Artık kardeşlerin hiçbiri bir diğeriyle konuşmuyormuş.

Fırat büyürken bir yandan etrafındaki aile olarak nitelediği bazı kişilerin adeta kendisinden sebepsiz yere nefret ettiğinin farkına varmış. Örneğin dayısı Fırat’a kendi oğluna gösterdiği ilginin onda birini göstermediği gibi, annesinin babası da kızının kocası öldükten sonra Fırat’ı bir daha görmek istememiş. Fırat’ın yaşadıklarını anlayabilmek bu hikayeyi duyan bizler için bile zorken onun neden bunlara maruz kaldığını anlayabildiğini hiç sanmıyorum. Bu yine de çok ilginç bir detaydır. Dayısı ve öz dedesinin bu çocuğu bu şekilde yok saymasının nedeni acaba çocuğun ölmüş babası hakkında öğrendikleri bir şeyler olabilir mi?… Öte yandan ne yazık ki baba tarafında da durum Fırat için pek değişmiyor. Özellikle amcası Fırat’tan nefret ediyormuş, annesinin ona gösterdiği ilgiye katlanamıyor ve onu her fırsatta aşağılamaya çalışıyormuş. Bu zaman zaman fiziksel şiddet boyutuna kadar varmış. Fırat, bir defasında, sağlığındayken öz dedesi tarafından babasının tam da vefat ettiği günün yıldönümünde sebepsiz yere dövüldüğünü unutamıyormuş… Diyelim ki bu çocuğun babası gerçekten de nefret edilecek bir şeyler yaptı, niye bunun acısını küçük bir çocuktan çıkarmış bunca insan? Çünkü belki de insan doğasıdır bu, doğuştan kötülükle doluyuzdur… Öte yandan Murat’ın adı geçtiğinde onun hakkında neredeyse herkes abartılı şekilde “iyi” şeyler söylermiş. Babasının neden bu kadar mükemmel gösterilmeye çalışıldığını anlayamıyormuş. Bu insanın hiç mi bir kusuru yoktu diye düşünüyormuş haklı olarak. Bunun nedeni acaba bu kişilerin duyduğu vicdan azabı olabilir mi?… Fırat zaman içinde babası kadar dışa dönük, eğlenceli, popüler vs. vs. olamadığı, sürekli babasıyla kıyaslandığı için sevilmediğine inanmış. Bir yandan da babasının şüpheli ölümünü aydınlığa kavuşturmak için tıpkı bir dedektif gibi bilgi toplamaya ve bunları karşılaştırmaya da başlamış. Fakat tuhaf bir şeyler fark etmiş ki babasının ölümüyle ilgili herkes aşağı aynı hikayeyi anlatsa da aslında farklılıklar da çokmuş.

Bu arada küçüklüğünden itibaren babasından kalan mektuplar, ses kayıtları ve fotoğraflar gibi kişisel bazı eşyalarını da, gizemli şekilde ortadan kaybolmalarından önce birkaç defa görme şansına sahip olmuş. Annesi çok sonraları bunların bazılarını çöpe attığını itiraf etmiş. Peki neden? Yaşananları tamamen unutmak istediği için olabilir mi?… Fırat bu eşyalar arasında gördüğü bazılarını ise hiç unutamamış. Babasından geriye kalan evraklar içinde, askerlik döneminde çekilmiş bazı fotoğraflar eline geçmiş. Fotoğraflar babasıyla, Fırat’ın hiç tanımadığı, babasının bir erkek arkadaşına aitmiş. Fotoğraflar içinde çıplak olmasalar da yatakta sarmaş dolaş çekilmiş pozlar da varmış. 70’li yıllarda sıkıysa çıplak fotoğraf çektirmeye kalkın bakalım, sonra nerede bastıracaksınız ki onları?… Belki de yapabilselerdi o fotoğraflar çıplak olurdu, hatta bugün aynı şeyler yaşansa o fotoğrafların belki videosu bile kalırdı telefonlarda… Neyse, sonra o fotoğraflar birdenbire ortadan kaybolmuş… Fırat ayrıca babasından kalan bazı giyim eşyalarının, 70’li yılların çılgın modasına göre bile fazla uçuk kaçtığını fark etmiş. Yani transparan ipek gömlekler, dar pantolonlar, çok renkli fularlar gibi “hey bana bak, ben eşcinselim!” diye bağıran bir sürü giysi falan bulmuş ama babasından kalan takım elbiselerin arasında bulduğu bu giysilere pek bir anlam verememiş. Öte yandan henüz kendi cinsel kimliğinin farkında olmadığı, eşcinsellik nedir bilmediği için bunlara bir anlam verememiş olma ihtimali de yüksek… Fırat’ın dikkatini çeken bir başka detay ise, bu kadar popüler olduğu iddia edilen bir insanın hiçbir arkadaşıyla karşılaşmamış ve tanışmamış, hatta telefonda bile konuşmamış olması. Evet, kişiler öldükten sonra unutulabilir ama hayatta olan ailesi de mi unutulur sizce? Ya da bu durumda şu soruyu sormak gerekiyor: neden unutulur? Bu kişiler acaba özel bir nedenden ötürü Fırat’tan uzak durmuş ya da uzak tutulmuş olabilirler mi?… İşte Fırat böyle, babasıyla ilgili öğrendiği her tür bilgiyi devasa bir bulmaca gibi bir araya getirmeye çalışmış yıllarca.

Bu arada Fırat’ın da kendi hayatında da bazı önemli değişiklikler olmaya başlamış. İçinde daha önce hiç hissetmediği hisler uyanmaya başladığını fark eden Fırat, o güne dek sadece birkaç kızla çıkmış ama herhangi bir cinsel deneyimi olmamış. Ne zaman ki yirmili yaşlarının ortalarında kendinden daha deneyimli bir eşcinselle birlikte olmuş, o andan sonra da kendi içinde bir açılım yaşamış. Kalkıp o sırada evlenmeyi düşündüğü kız arkadaşından ayrılmanın en mantıklısı olacağına karar vermiş ve cinselliğini adam akıllı sorgulamaya başlamış. Yaşadığı birkaç kısa süreli ilişk**en sonra aşağı yukarı her eşcinselin yaptığı gibi yakın hissettiği insanlara açılmaya başlamış. Nihayet annesine anlattığında kadın, belki sıradan bir anneden beklenildiği üzere dövüne dövüne ağlaması gerekirken bunu anlayışla karşılamış ama hiç tahmin etmediğini söylemiş Fırat’a. Burada ben “Acaba?” demek istiyorum çünkü anneler her şeyin farkındadır, genelde onlardan hiçbir şey kaçmaz. Bunları bu kadar doğal karşılayan bir kadının oğluyla daha içli dışlı olmasını beklerdim ben şahsen ama Fırat, annesinden giderek uzaklaşmasının aşağı yukarı bundan sonra başladığını düşünüyormuş… Bu arada Fırat bence açılma konusunda biraz aptalca davranmış ve bu haberler artık görüşmediği kuzeni vs. tarafından ailenin baba tarafına da yayılmış. Yani yazının başında da söylediğim gibi iki kişinin bildiği şey sır olarak kalamıyor işte… Fırat’ı çocukken çok seven büyük halası, kendi oğlunu ta ki evlenene kadar köşe bucak Fırat’tan kaçırmaya, mümkün olduğunca onları aynı ortamda bırakmamaya çalıştığı gibi Fırat’ı rencide eden imalarını, iğneleyici laflarını da o günden sonra hiç eksik etmemiş. Fırat’ın küçük halası ise bunları öğrendiğinde, ona öyle iğrenç sorular(?) sormuş ki onunla ya da bir başkasıyla bir daha bu konuları paylaşmamaya yemin etmiş. Fırat’ın hayatını tepetaklak eden kişi de bu aşamadan sonra hayatına girmiş, ona öyle bir kazık atmış ki Fırat evini, işini, dostlarını ve sahip olduğu bir çok şeyi yitirmiş. Ondan sonra da deyim yerindeyse bir daha asla düze çıkamamış. Bu aşamada Fırat yine annesine sığınmaya çalışmış ama kadın bu konudaki “sözde” desteğini zaten oğlundan çekmiş durumdaymış ve tüm ilgisini yeni evliliğinden doğan kızına yönlendirmiş. Oğluna bu şekilde asla mutlu olamayacağına inandığını söylemiş. Pardon ama sanki kendisi çok mutlu olmuş da, oğlunun mutsuzluğundan bahsediyor, yok ben bu kadını ve hangi güdülerle hareket ettiğini kesinlikle anlayamıyorum, anlayabilen varsa bana da yorumlarda açıklarsanız memnun olurum…

Fırat annesiyle tamamen kopma aşamasına gelmeden evvel yıllar boyunca babasıyla ilgili biriktirdiği herşeyi annesine tek tek anlatmış ve ondan dürüstçe gerçekleri duymak istediğini söylemiş. İşte bu noktada ise daha önce hiç duymadığı yeni itiraflar gelmiş annesinden… Kadın Fırat’a babası Murat’la pek de normal bir karı-koca ilişkilerinin olmadığını, Murat’ın eve neredeyse pek uğramadığını anlatmış. Fırat, babasından kalan eşyalardan söz ettiğinde ise, kısa bir dönem için kocasının tuhaf bir şekilde giyinmeye başladığını, tuhaf arkadaşlarla takıldığını, 70’lerin Türk yapımı softcore porno filmlerinde oynamak istediğini kendisine söylediğini ama sonradan onu bundan vazgeçirdiğini, hem kadınlarla hem de erkeklerle beraber olduğunu öğrendiğini yani kocasını bizzat bastığını tek tek anlatmış… Bir sorum daha var: Yahu kaç adam karısına “ya hatun, ben şimdi gidiyorum, porno film çeviricem, sana haber veriyim dedim”, der ki? Yapacağı varsa gider zaten yapar ki bence yapmıştır da. Eğer bir adam bunu karısına apaçık söylüyorsa ya zaten artık onu sadece arkadaşı olarak gördüğü için söylüyordur ya da kendinden soğutup onu boşaması (özgürlüğüne kavuşturması) için söylüyordur. Hangisi olduğunu bilmiyorum ama bence ikinci ihtimal daha kuvvetli… Ben Fırat’ın yerinde olsam o dönemin porno filmlerini kesinlikle izlemezdim çünkü babasının gençliğiyle karşılaşma olasılığı çok yüksek(!)… Bu arada kadın kocasının askerden döndükten sonra depresyona girdiğini, çok mutsuz göründüğünü, ilk tanıştıkları zamanki neşeli hallerinden eser kalmadığını ve çok içtiğini de anlatmış. Bu arada Fırat, babasının kardeşlerinden birinden de (hangisi olduğunu unuttum) önemli bir şey daha öğrenmiş: babasının ölmeden önceki son iki yılında majör depresyon tanısıyla psikiyatrik ilaç tedavisi gördüğünü… Murat bir yandan alkol almaya devam ederken, bir yandan da antidepresan kullanılıyormuş. Öte yandan Fırat babasının hızlı araba kullanmayı sevdiği de aşağı yukarı herkesten duymuş. Çok merak ettim, o oğluna çok düşkün olduğu söylenen anne neden bu konuda hiçbir şey yapmamış acaba da bu kaza yaşanmış?… Ve sonunda küçük halası bir gün sohbet ederlerken Fırat’a babasının belki de intihar etmiş olabileceğini söylemiş(!) ki bu bence önemli bir ayrıntı. Çünkü ailenin baba tarafında başka intihar vakaları da görülmüş ve intiharın genetik bir eğilim olduğu bilgisini de burada bilmeyen okurlarla paylaşmış olayım. Fırat da intihar eder mi ya da etmiş mi diye insan merak ediyor haliyle ama hemen söyleyeyim, onun da hayatı alt üst olduktan sonra böyle bir girişimi olmuş… Fakat benim yüz yüze tanışma şansımın olmadığı Fırat bugün hala yaşıyor.

Ve bu bilgiler ışığında kasedi biraz başa saralım: Baba Murat da, oğlu Fırat da artık ister “sebebi genetik” deyin, ister “doğaüstü bir lanet bu” deyin, her ne derseniz deyin aynı kaderi paylaşmışlar. Murat muhtemelen gençlik yıllarında çoktan cinselliğinin farkına varmıştı ama aşağı yukarı pek çok eşcinselin yaptığı gibi ailesini mutlu etmek, aile şerefine leke sürmemek ve kendi durumunu da kamufle etmek için kolayca yönlendirebileceğini düşündüğü safça bir kızla evlendi. Fakat askerde artık dizginleyemediği hormonları tavan yaptı, orada biri ya da birileriyle (?) seks yaptı ve kalkıp birine de aşık oldu. Hatta o derece aşık oldu ki, bu insanla sarmaş dolaş fotoğraflar çektirecek kadar ileri gittiler. Derken askerlik bitti ama Murat evli olduğunu unutmuş, muhtemelen hala hayal ve zevk aleminde yaşamaktaydı. Ama herşeyin farkında olduğuna emin olduğum eşi ve henüz pek bir şey bilmeyen cahil annesi ona evli olduğunu hatırlatıp evli bir adam gibi sorumlu davranmasını söyledikçe o iyice zıvanadan çıktı. Girdiği marjinal çevreler sayesinde bu dönemde yurt içinde ve yurt dışında bazı kaçamaklar yaptı, yurt içinde yapmaya kalkıştığında ise basıldı. Büyük ihtimalle bu basılmalardan birinde herşey ortaya çıktı. Murat’ın annesi durumu öğrendi. Bunun hem aile için büyük bir utanç kaynağı, hem de oğlanın babasının asla kaldıramayacağı bir şey olduğunu bildiğinden oğlunu tedavi ettirmeye kalkıştı. O yıllar henüz eşcinselliğin dünyada bir hastalık olmadığının daha yeni ilan edildiği yıllardı. Böylece Murat babasından gizli, belki annesi ve büyük kızkardeşinin desteğiyle (ki bu kız kardeş tıp okumuş, kesin bu konuda ön ayak olmuştur) psikiyatrik ilaçlarla eşcinselliğin tedavisi furyasına kurban edildi. Bugün ne yazık ki bu yaklaşım bazı çevrelerce hala uygulanıyor ve birçok insan tedaviden sonuç alamayınca da intihar ediyor. Ben şuraya yazayım gene de: “EŞCİNSELLİK, TEDAVİ EDİLEBİLECEK BİR HASTALIK DEĞİL, BİR CİNSEL KİMLİKTİR”

Bu aşamada her ne kadar bazı şeyler gizli tutulmaya çalışılsa da aile çevresinde yayıldığına eminim. Bence Murat’ın eşi bunu kesinlikle çok güvendiği belli olan abisiyle paylaşmış olmalı. Belki o da Murat öldükten sonra gidip durumu babalarına yetiştirmiştir. Bence her iki adamın da Fırat’ı yok saymalarının başıca nedeni bu olmalı. Diğer yandan, Murat’ın erkek kardeşinin hayatı boyunca hep ağabeyinin popülaritesini kıskandığı söylenirmiş, ya da belki de o da bir şeylerden şüpheleniyordu, kim bilir. Babaları ise belki oğlu öldükten sonra onun hakkındaki gerçekleri öğrenmiştir nitekim adamın sağlığının kötüleşmesi de bundan sonrasına denk geliyormuş… Murat artık alkolle beraber aldığı ilaçların etkisiyle sağlıklı düşünemeyen biriydi. Oldukça genç bir yaşta artık problem olarak gördüğü cinsel kimliğini değiştirmenin bir çözümü olmadığına karar vererek bence sevdiği bir şekilde bu dünyadan gitmeyi seçti. Belki de hala o askerdeyken aşık olduğu kişiyi unutamamıştı, belki ailesi onu kendisinden uzaklaştırmıştı. Burada pek çok ihtimal var ama kesin olan tek bir şey var: o da Murat mutlu değildi ve mutlu olacağına da artık inanmıyordu. Alkolle birlikte haplarını aldı, arabasına atladı ve hız yaparak sonunda korkunç bir kaza geçirdi. Şahsi düşüncem bu sadece bir intihar değil, aynı zamanda bir cinayettir. Bu cinayetin sorumluları da bellidir: vicdan azabıyla gerçekleri hala sümen altına itmek isteyen herkes.

Geride Murat’ın intihar eden çoğu kişinin yaptığı gibi bir itiraf mektubu, bir not vs. bırakmış olması muhtemeldir, çünkü intihar eden kişi aslında hala hayatta kalacak olanlardan intikam almak için ölümü seçer. Bu böyledir. Bu mektuplarının, fotoğraflarının hatta ses kayıtlarının bile neden yok edildiğini çok net ortaya koyuyor bana kalırsa… Ve Murat öldükten sonra aile şunu yaptı: intihar eden kişinin namazının bile kılınmadığını bildiklerinden, aile çevresine ve hatta tanıdıklara inanılmayacak kadar saçma sapan bir hikaye anlattılar. Olay böylece ört bas edildi. Belki cenazeye gelen Murat’ın marjinal arkadaşları olduysa, ya zorla uzaklaştırıldılar ya da kendileri bu tiyatronun bir parçası olmak istemediler. Anlatılanların bu denli üstün körü olmasından ötürü herkes kazayı kendince değiştirip eksik kısımlara dolgu ve montaj yaparak anlatıyordu. Fakat ilginç bir başka detay ise hikayenin temel motifi olarak kazaya sebebiyet veren kişinin değişmemesi. Murat’ın annesi yaşanan kazadan, ağabeyi hapse girdikten sonra ailenin mal varlığına el koyan, hapisten çıktıktan sonra da geri vermeyen Murat’ın amcasını sorumlu tutmuş. Bu hayatta kendi vicdanını aklamak isteyen herkes, kendisinden daha kötü birini bulup suçu onun üzerine devirmeye yeltenir. Bu böyledir… Güya bu amca yeğenini o gün bir yere bir şey(?) götürmeye göndermiş, bu zaman zaman bir çiçek, zaman zaman önemli bir evrak olarak anlatılmış. Bu kadar zengin bir ailenin, çok sayıda şoförü varken bunu ailenin büyük oğluna yaptırması falan çok saçma. Ayrıca Murat’ın annesi oğlunun kirli işler çeviren amcasının önemli bir sırrına vakıf olduğundan bir şekilde ortadan kaldırıldığına emin olduğunu söylemiş… Peki o zaman ben de “bu neden araştırılmadı?” diye sorarım. Hangi anne suçlunun kim olduğundan bu kadar eminken sonradan bunun bir kaza olduğunu kabullenir? Çünkü otopsi sonuçları da bunun bir kaza olduğunu söyleyince Murat’ın annesi cinayet iddialarını “aniden” unutmuş. Bu arada intiharların pek çoğu zaten kaza süsü verilmiş şeylerdir arkadaşlar. Örneğin, sevgilisi tarafından terk edilen pilot uçağın burnunu yere çevirirse bunun adı kazadır, şirketler intihar haberlerini sevmez. Kazalar sebepsiz yere de gerçekleşebilir ama intiharların mutlaka bir sebebi vardır…

İşte hikayenin benim dinlediğim kadarı bu. Sonrasında neler olduğuna dair hiçbir fikrim yok ama zaten olanlar olmuş… Gencecik bir insan, kendi hayatını istediği gibi yaşayamadığı için zorla ölümü seçmiş. Öte yandan bir diğeri ise hayatı boyunca babasının karanlık geçmişinin yaydığı nefret ve öfke duyguları içinde büyümüş. Bence kader bu insanlara Fırat’la birlikte, Murat’ı anlayabilmeleri için ikinci bir şans daha vermiş ama sonuç olarak bunu da değerlendiremedikleri düşünüyorum. Bütün kalbimle diliyorum ki Fırat, annesini ve ona inanmayan herkesi haksız çıkarır ve bir şekilde mutluluğuna kavuşur. Bunu dilemekten başka ne diyebilirim bilemiyorum… Bu arada diyecek bir şeyi olan varsa yorumlara da yazabilir. Bitti, bu kadar, dağılabilirsiniz.