EP.5 no-name

7 Şubat 2020 0 Yazar: sexhikayeleri

EP.5 no-name
Nerede kalmıştık? Sanırım şurada:

https://xhamster.one/stories/ep-4-d-l-yaraasi-806660

hepsine tek tek isim koyamayacağım – ki bu gidişle benim hikayenin yetişkinliğime ulaşması en az benim yetişkinliğe ulaşmam kadar sürecek 🙂 Ep.5 diyelim buna ve biraz atlayayım yazarken…

En son Ali bana borçlu kaldı; borcunu da ödedi aslında ama orada anlatacak fazla bir şey yok… bir erkeğin bir kadına oral seksi işte.. Çok hatırlamıyorum çünkü sanırım bastırdım biraz bunları… ev içerisindeki sex hayatımızı sona erdiren de Ali ile artık rutin-karı koca yalaşmasına dönüştükçe pervasızlaşmamız sonucunda (tedbirsizleşmek mi demek lazım aslında, reckless işte) anneme bu defa geçiştirilemeyecek şekilde yakalanmamız oldu – ki onun arkası önce ailecek öfke nöbeti, hayatımda yediğim(iz) ilk dayak, sonra eğitimci kimlikle karşısına alıp konuşmalar, psikolojik danışmanlıktan dini bir takım saçmalıklara kadar yelpazenin her tarafından bizi durduracak ne varsa onu önümüze koymaları şeklinde geçti…
Zaten çok sürmedi, babamların amcamlarla bir yıl falan evvel yan iş olarak girdikleri, şehrin biraz dışında aileden kalan arsaya (tarla diyelim biz ona) yapılan yeni moda ikiz villalardan oluşan sitede mal sahipleri olarak kendimize yapılan havuz başı tekiz villalardan birine içi yalapşap bitirilerek acele taşındık.. Taşınmanın bir nedeninin de bu ensest girişimi sona erdirmenin en güvenli yolu olarak ayrı odalara çıkıyor olmamızdı tabi… Ben çatı katına, Ali de ısı merkezinin falan olduğu zeminin bir alt katındaki stüdyo dairemsiye.. bu arada ikimize de zorunlu hobiler ve bunların kursları, bana voleybol ve zaten uzun zamandır çalmakta olduğum piyano, Ali’ye önce gitar, hemen ardından davul; ilk zamanlar müthiş bir kontrol, sanırsın Çavuşesku Romanya’sındayız, eve yardımcı adı altında bir bekçi teyze, okul binalarımız ve saatlerimiz zaten ayrı; sonrasında siteye yavaş yavaş başkaları da taşınmaya başlayınca ilişkiler de farklılaştı ve biz birbirimizi unuttuk. En azından Ali işin günah – cehennem vs tarafları ile ilgili korkutmalardan benden daha çok etkilendi…

Ertesi yıl lise başladı; Ali ile okullarımız sadece fiziken değil ismen de ayrıldı (I had it coming); aşırı kız ağırlıklı ve aşırı disiplinli bir okulda, cinsel tek bir obje görmeden yedim resmen 9.sınıfı.. Ailem krizi atlattığımıza inanıyordu – ki aslında asıl krizi enüz görmemiş olmakla birlikte evet; bunu atlatmıştık; geceleri mastürbasyonlarımın öznesi asla Ali olmuyordu; bazı erkek hocalar, okuldaki 1-2 sümüklü, hatta Okan… Normal bir teenager yaşamına girmiştim işte..

Birden ikiye geçtiğimiz yaz ise ailesel felaketimiz oldu… Detayına girmeyeyim ama babam ve küçük amcam artık yoktu; benim neredeyse bütün lise hayatım ve Ali’nin ünv hazırlığı dâhil hayatı alt-üst oldu. Bizim dışımızda dünyadan bihaber el-bebek büyütülmüş küçük yengem ve çocuklarını sorumluluğu anneme kaldı… Bir şekilde madden daha iyiye bile gittik sanki ama manen ne kadar dağıldığımızı anlatmama gerek yok… Düşünün, kendi kendime lise-1 bitmeden birine veririm, üniversiteye gittiğimde de en az 10 kişiyle yatmış olurum diye düşünen ben; ÖSS-ÖYS maratonu başladığında hala bakire olmam bir tarafa, elimle değdiğim tek sik Ali’ninki şeklindeydim – ki o sıralar bunu düşündüğümü dahi hatırlamıyorum…

Yanisi ben 14 yaşımda iken kendimi özetlesem, lisede hamile kalacağına kesin gözüyle baktığım tam bir motor adayıyken; bu olanlar nedeniyle İstanbul’a üniversite kaydı için giderken cinsellik deneyimi cumartesi gündüz diskolarında kıyı köşede memelerimin yoğurulması ve aşırı emilmekten moraran boynumu fondötenle kapatmaktan öteye gidememiş bir taşra kızına dönüşmüştüm… Biraz sıktım sanırım ama hayat öyle geçti n’apalım…

Neyse; bir şekilde sağ kaldık ve annemin verdiği “hobin mesleğin olursa asıl o zaman mutlu olursun” gazıyla; uluslararası bilmemnelerden vazgeçip kapağı Sanayii Nefise Mektebi’ne attım… Bunun bir nedeni de babamların inşaat işi dışındaki işlerinin hepsinin başkalarına devredilip bunlarla gelir getirecek şeyler alınması sureti ile çalışmayı fazla dert etmeden yaşayabilecek şekilde zengince ama akmaz-kokmaz bir hayata geçmemizdi sanırım…

Türkiye’de cinsel özgürlüğün patladığı yıllar; okulum boğaza sıfır; evim de Changir’de salonu tamamen yatak odası kısmen boğaz gören bir daire; aşağıda bir anahtarı da bakkalda duran, sokaktaki kamyon geçişine göre yeri sürekli değişen ama benim hafta sonları haricinde pek ellemediğim arabam; diğer taraftan şeyini (neyimi??) sallasam X bir sanat dalında evrensel anlamda yetenek sayılan insanlara çarpacağım koridorlarda yürüme fırsatım hatta mecburiyetim var ve özgürlüğün esas tanımı olan “kendini bilme ve keşfetme, kendi bedenine sahip olma” kısmında koskoca bir sıfırım… Sıfır.. Zero.. Nada… Bir bok değilim yani aslında… Ama ufak ufak ayıldım artık; yeterince ağladım, yeterince üzüldüm ve yeni hayatımı kucaklamaya hazırdım o çok sevdiğim İstanbul’da…

Her taze öğrenci gibi önce geldiğin yerden tanıdığın arkadaşlarınla buluşup birşeyler yapmalar başlıyor ve bunlar bitmezmiş gibi geliyor ama okul MSÜ olunca zaman geçtikçe fark ediyorsun ki yeni insanlar çok daha ilginç ve seçme tipler… Zaten bir noktada buna mecbursun da; girdiğin bölümü bitirmek için algını daha bohem bir hayata açman, kendini sadece okuldan değil hayattan da beslemen lazım ve bunu İstanbul şehir yaşantısıyla ilgili tek bildiği “Teşvikiye’de Hacıbey kebapçısı varmış” modundaki arkadaşlarla yapman mümkün değil…

O noktada Seçil ve kısa süre sonra ev arkadaşı Hale giriyor hayatıma 1996 (sanırım) yılbaşısı sıralarında… Seçil aslında bizden iki yaş büyük ama önce onla tanışıyoruz bahçede… Bir öğleden sonra yanıma gelip, “uzun zamandır seyrediyorum seni, bir nevi ödev çalışması yaptım kendime… senin bir yaran var ve bunu aşmazsan buradan alacağın hiçbir şeyi alamazsın, hayatını istediğin gibi çizemezsin; ver bakayım bi sigara..” şeklinde çat diye giriyor hayatıma deli… O güne kadar bana kimsenin dokunmadığı gibi dokunuyor, içimi okuyor adeta… Yaşadıklarımı çok hızlı olmadan 1-2 gün içinde açtığımda şaşırmıyor, “senin için ağlayamam ama bence sen de senin için ağlamayı bırak artık” benzeri sözlerle birkaç günde 180 derece değiştiriyor beni… Evlerine gittiğimde Hale’yle de tanışıyoruz ama onla da epey sıkı fıkı oluyoruz kısa zamanda… Hale bizim okulda değil ama çocukluğundan beri daha Ankara’da oyunculuğa takmış ve birkaç projede de yer almış biri olduğundan hem sosyal hem de yan iş olarak sürekli bizim oralarda…

Benim evim güzel evim iken onların evi penceresi tavana yakın sub-basement uyarlaması bodrum olunca akşamlarımız hatta çoğu gecelerimiz bende geçmeye başladı – ki aynı dönemde taksime de önce götün götün, derken müdavim tadında takılmaya başladık… Kendi eğlencemiz için Sıraselviler; daha sanatsal ve yapmazsak olmazmış tarzı şeyler için de Galatasaray ve tünele doğru devamı… Orada hatırı sayılır bir çevre yaptığımızda (daha doğrusu ben onların halihazır çevresine sızdığımda) geceler daha geç bitmeye, Talimane tarafında yeni yeni açılan kulüplere de gitmeye başladık… O devre enteresan bir şey fark etmiştim; saat 02:00 öncesinde bir kaşaroğlan görüp kızlara “lan ben buna veririm bak; seni gibi zalim yâr!” işareti çaktığımda o cool oğlanlar bir triplerde oluyorlardı hep.. Böyle soğukkanlı havalar, sen kimsin ki falan… Ama gece ilerleyip bu piçleri “eve yalnız gitme” korkusu sardığında da anlamsızca kedi miyavlamaları başlıyordu ama bu defa da ben hiiiç “bu gece kızlığımı vericiim” havalarında olmuyordum.

Ha bu arada bugün okuyanların anlamakta zorlanacağı bir bilgi: o zamanlar cep telefonu neredeyse kimsede yok; bende var ama bu bahsettiğim tayfada yok… Dolayısıyla öyle aftermidnight SMS’i kültürü de henüz yerleşmemiş… O yüzden her tür girişim hızlı olmak zorundaydı, bardan çıktın mı iş bitiyordu, bir daha nerede denk gelirsen artık…

Derken gelelim bu hikayenin bir edebiyat sitesi yerine bu mecraya yazılmasının sebebine… Bir hafta sonu yine Elmadağ tarafında (yerleri karıştırıyor olabilirim, hem çok zaman geçti hem de bilen bilir o taraflarda 3 metre gittiğinde semtin adı değişiyor) açılan çok özel bir kulüpte bir gece olacakmış… Bu böyle afişler falan asılan bir mevzu değil… Bilen biliyor ve herkes bilmediği gibi hasbelkader öğrenen de giremiyor kapıdan… Mekan da zaten öyle bir mekan, standart gecesinde de kapıya 50 kişi gelip 5’i falan ancak girebiliyor içeri; çıplak kafes dansçıları falan var… Hale kendi okulundan ara sıra görüştüğü bir piçten 4 tane davetiye almış; birini vermeye değer kimseyi bulamayınca 3 kişi gidelim dedik… Ben normal pantolon – bluz – atkı – kaban şeklinde giyinirim diye düşünürken saat 22:30 gibi bunlar bana geldiler, bir baktım ki biraz daha abartsalar geceyi tarlabaşı veya harbiye tarafında yol kenarında müşteri bekleyerek geçirebilirler rahat rahat..

Tabi hemen beni soydular ve yeniden yarattılar… 6-7 ay önce aldığım ama giymeye cesaret edemediğim bir süper mini etek, üstüne simli gri – bence çok açık mevsim itibarı ile- bir askılı bluz, bütün ısrarlarıma rağmen sütyen out, bu kadarcık giyinince donmayayım diye gri kırçıllı kabanım ve siyah şık bir atkı bere takımım… aynaya baktığımda kendimi tanıyamadım, kıyafet taassubum yoktur ama kendi başıma 1 yıl giyinip soyunsam şu kombini çıkartmamam dolaptan… Görüntüye göre kızlar tarlabaşına, ben daha lüks bir caddeye (nispetiye falan)… Tabi bunların yanına büyük çanta alınamayacağı için telefonu da bıraktım ve önce hayal kahvesinde aldık soluğu…

Hafta sonu olduğu için çift grup çıkıyor ve erken çıkan grup sahnede nispeten hafif pop-rock cover yaparken bir de kiosk’ta hem birayla birşeyler atıştırıyoruz hem de arada tekila shot yapıyoruz… Arada gelip selam verenler; 1-2 kaşaroğlan yine var ama henüz ağırdan alma promilindeler… Bu arada ben “hadi gidelim gece bitti kaçırdık partiyi” modundayım ama Seil ve Hale acayip ağırdan alıyorlar… Neyse, saat 02.00’yi geçince yakışıklıların ve yakışıksızların kafayı bulup yanaşma zamanı geldi ve ön saldırılar başladıktan sonra kızlar da ikna oldular ve biz de bir taksi çağırıp asıl hedefimize yollandık…

Kapıya geldiğimizde ben çok geç kaldığımızı düşünürken aslında tam zamanında geldiğimizi anladım; arka arkaya taksiler ve birkaç da siyah uçak(!) yanaşmış, kırmızı halımsı bir durum söz konusu… valeler koşuşturuyor, biri de geldi taksinin kapısını açtı; ben o etekle inmeye çalışırken çok memnundu vale gördükleri karşısında; bir an o bana bahşiş verecek sandım hatta ahahah… İçeri girince gördüm ki ben bir tarafa kızlar da aslında çok mütevazi giyinmişler… Temizlikçi gibi kaldık milletin yanında resmen… Erkeklerin hiçbiri 25 hatta 30 altında değiller, kızların arasında da biz “en azından ben” küçük gibi kalıyoruz; çalışanlar kızlı erkekli son derece ciddiler, ciddi giyimliler.. Öyle alıştığımız bar-disko modu, Hüseyin bana bira ver içine shot vodka at müesseseden olsun falan gibi tripler söz konusu bile olabilemez… Gay görünümlü bir DJ yardırıyor, çalan müziklerin birine bile kulak aşinalığım yok; hatta ona müzik de demeyelim, bir takım ritimler ve üflemeler sıralanıyor art-arda… Ha bu arada içeri girerken davetiyelerimizi verip üstüne de adam başı 2 milyon bayıldık (evin aidatı 5 milyondu düşünün artık)… Bir Sovyet subayı kılıklı karı (ivan dragonun eşine benziyordu zaten briget bilmemne) bizi aldı, düğün salonu mantığıyla dış kapı mandallarının yeri ile amca-teyzelerin yeri arasına denk gelecek bir yerdeki kioska bıraktı… Kafamız zaten altyapısı hazır geldiğimizden alkol fiyatı çok koymadı ama yanlış hatırlamıyorsam içkiler için de her defasında 1 milyon cash ödedik…

Müzik gitgide sarmaya başladı, daha doğrusu hala ne çaldığının farkında değilim ama önce ufak ufak sallanmaya, sonra 3 metre ötedeki ayrı dolu piste çıkıp dans etmeye başladık… Ne kadar dans ettiğimizi hatırlamıyorum ama şunu hatırlıyorum, biraz sonra giderim, 5 sk sonra giderim derken wc yolunda neredeyse altıma yapacaktım, o kadar sarmış yani müzik ve dans… WC’ler inanılmaz lükstü, simsiyah grantiler, gizli loş ışıklandırmalar.. duvarmış gibi görünen ama itince kapı olduğu anlaşılan oval ofis işi kabin girişleri… Hatta ben bu kolunu kaldırınca yalaktan akar gibi açıktan gelip serbest dökülen armatürleri ilk defa orada gördüm 20 küsur yıl önce…

Makyajımı fazla bozmadan ufak bir refreshin’ yapıp kioska döndüğümde, bizim ikilinin yanında bir çift vardı… Çocuk Hale’ye biletleri veren çocuk; tanıdık geliyor TV’de gördüm ama çat diye soracak kadar samimi de sarhoş da değilim henüz… Kız daha da tanıdık geliyor ama onu biliyorum, manken… Çok ama çok güzel yahu; o “bunlar var ya aslında bok gibiler de hepsi efekt” sözlerini hangi fesat çıkartıyorsa artık… Kız bildiğin tanrıça… ama pişti olmuşuz, aynı etek aynı bluz (muhtemelen aynı marka değildir de görüntü aynı)… Saçlarımız da hemen hemen aynı… Ben de uzunum bu arada.. Tamam, benzerlik bu kadar, dağılabilirsiniz.. Kız çok güzel amq… Gülüştük birbirimize bakıp; Haleyle Seçil de “bak gördün mü seni yarının modası şeklinde giydirdik kızım” diye sırıtarak bir şeyler söylüyorlar (sanırım, çünkü kalabalık arttı, müzik de öyle, kendi düşünceni duymakta zorlanıyorsun sınırı aşılmak üzere)…

O sırada içeri kansız girdi… O’kansız.. Giriş holünden izim oraya gelişini görmedim, bana 5 o’clock kalıyor ama karşı taraftaki hatunların birbirini dürtmesinden “bi cisim yaklaşıyor” haberini aldım… Neden sonra yaklaştı herhalde ki karşıdaki hemen herkes çaktırmadan aynı noktaya bakar gibi olduğumda kafamı çevirip gördüm bunu.. Pist çevresindeki kiosklarla bulunduğu yer arasında bir veya iki basamak var; onun ucunda durmuş meydanı kesiyor; ağzında sigarası.. Simsiyah giyinmiş yine… saçları biraz uzamış veya dağılmış.. Yorgunum ama eğlenmeden şuradan şuraya gitmem bakışıyla tarıyor ortamı… bizler de eşya piyangosu bize çıksın diye bekleşen köylüler gibi ona bakıyoruz.. Ben niye bakıyorum ki lan gördüm işte diye kafamı çevirmek üzereyken beni görüp sırıttı ve bize doğru meyletti… Bana niye sırıttın ki oğlum sen tarzı sadece kendime belli ettiğim (sanırım) bir heyecan dalgası kapladı içimi ama ciddi ciddi bize geliyor yani… Neyse, geldi.. geldi ama bana değil Hale’nin arkadaşıyla yanındaki afete (osspuu!) sırıttığı anlaşıldı; muah muah can hatice öpüşmelerini takiben hafiften bana merak edici bir bakışla afet ile benim Malrboro kızları gibi (o zaman vardı öyle şeyler mekanlarda) giyindiğimizi fark edip duyamadığım bir espri yaptı ve ikimizin arasına yerleşip sigarasını kül tablasına bırakarak inişini tamamladı (eagle has landed)…

Hemen içkiler tazelendi.. tazelendi derken bizim kimisi bitmemiş bardaklarımız da jet hızıyla kiosktan uçuruldu ve masaya rus işi bir mizansen kuruldu… Buna göre Vodka küçük shot bardaklara doldurulup (bu kadarını biz de biliyorduk ama sonra Arjantin bardağının içine atıyorduk) bildiğin gazoz bardağına da ya portakal ya da adını bilmediğim bir kırmızı meyve suyu konuyor… Shot’ı çakıp arkasından bir yudum meyve suyu içiyorsun… Kısa zamanda pek bir hoşuma gitti bu yeni usul ve ben arka arkaya çakmaya başladım saatlerdir içen ben değilmişim gibi… Diğer taraftan bizim kızlar biraz yavaş moduna girdiler, manken teyzeyle Hale’nin çocuk da masa kalabalıklaşınca dibinde fazla hareket edemedikleri için herhalde piste gidince O’Kanner (pardon O’kansız)’ın shot partneri olarak buluverdim kendimi..

Arada kulağıma eğiliyor, birşeyler söylüyor ama çoğuna ne dediğini anlamadığım için bir süre sonra sürekli tekrar ettirmekten embesil gibi göründüğümü düşünüp duymadan koyveriyorum kendimi salakça sırıtarak… Arada; keşke boyum biraz daha uzun olsaydı (içine düştüğü dekoltemden bahsediyor), programda çok içemediğim için hızlı gidiyorum yetişmen şart değil sarhoş etmeye çalıştığımı düşünme eeheheh, sen nereden çıktın yahu falan gibi bazı kısımları duyuyorum.. Düpedüz yürüyor yani herif bana (henüz yürüme tabiri icat dahi edilmeden evvel)…

Kendi kendime “Burcu bekledin bekledin bak ne buldun; ilkler unutulmaz ama bunu zaten sikseler unutamazsın” tarzı gazlar veriyorum (sikmese zaten unutacak veya hatırlayacak bir şey olacakmış gibi)… Bu arada önce bir şey söylemek için kulağıma yanaşırken omzuma koyduğu eli orada kalmaya başlıyor.. Sonra yavaş yavaş ufak parmak oyunları ile aşağı iniyor… Ben de arada dönüp artık o kafayla ne kadar piç gülebilirsem o adar gülümseyerek onaylıyorum yaptıklarını… Bluzumun sırtı önünden daha açık, sütyenim olmadığı ortada – ki zaten bunu görmek için arkaya bakmasına gerek yok, önden de gördü görebileceği herşeyi… Bu arada bizim kiosk piste ikinci sırada ama duvara sıfır.. Benim de arkamda duvarda aşağı doğru giden bir tür tesisat veya yangın borusu var ve bu oynaşma başladığından beri o boruya iyice yasladım kendimi, kendime direk dansı yapıyorum resmen… Borunun içindeki buz gibi su kıç çatalımdan itibaren arkamdaki gitgide artan sıcaklığa tam bir tezat oluşturuyor bir süredir… Sırılsıklam oldum ve kıçımdaki gstring bu sıvıları tutacak kadar kumaşa sahip değil doğası gereği… Eli aşağı iniyor, iniyor ve boruyla temas ettiğide ne yaptığımı kavrayabilmek için epey bir yokluyor… Sonra beni nazikçe duvardan biraz ayırıp popomu avuçluyor… bir parmağı o buza dönmüş yarığa giriyor ve hafiften götümün (bunun başka ifadesi yok, göt işte) girişinde dolaşıyor… O sırada beklemediğim bir şey yapıyor ve bir elimi alıp pantolonunun üstünden sikini tutturuyor ve kulağıma “bunun o borunun yerinde olmasını o kadar isterim ki” diyor… Oldu be! Oldu!!! Ben de isterim gibi bir şeyler geveliyorum yüzüne bakarak…

Tabi ben bunu söylerken o sarhoş ve azgın halimle; buradan çıkacağız, evine falan gideceğiz, kansızın stiline uygun siyah saten çarşaflar üzerinde (hatta belki dışı siyah iç kısmı beyaz, yin-yang türü) saatlerce sevişeceğiz, sabah bana kahvaltı getirecek diye düşünüyordum… bunu gerçekten düşünüyordum yahu! Peki o n’aaptı?
Kısa bir süre durdu ve (2sn değil belki ama 5sn de değil, o arada) çözüm bulmuş gibi elimden tuttu; “gel benle” dedi ve peşinden gitmeye başladım emrine uyup… Ben vestiyer tarafına seyirtmek üzereyken baktım beni diğer yöne, servis e wc koridoruna doğru götürüyor.. Kendi kendime “e bu da olur sıkıntı yok” diye düşünüyorum… Amaç mobilya değil çünkü; binbir mevzu yüzünden ertelenmiş 4 yıllık açlığıma son vermek…

Koridor servis ve mutfak ayrımını geçince sadece tuvaletleri olduğu taraf kaldı; ulan nasıl olacak ki orada diye düşünürken, erkek ve bayan wclerinin ortasındaki tabelasız kapının önüne geldiğimizde iki yana şöyle bir bakıp kapıyı açtı, yarım saniye içerisinde beni ve kendini içeri itip kapıyı kapattı… Kapatmasıyla birlikte beni duvara dayayıp üzerime abandı ve dudaklarıma yumuldu… İnanılmaz güzel öpüyordu veya ben o güne kadar 3. 5. Defa birileriyle öpüşen çocuklar dışında kimseyi bilmediğimden bana öyle geliyordu… Bir yandan da askılarımı aşağıya indirdi ve gerçekten hem genelde hem de o yaş itibarı ile birinci sınıf diyebileceğim memelerimi fora etti.. O arada kapı altından sızan ışığın da yardımıyla biraz karanlığa alışmıştık, ben bu oda ne odası diye etrafa bakmaya çalışırken o’kansız da biraz geri çekilip beni süzdü, bluzum belimde, eteğim de aynen o şekilde belime çıkmış; ortalamadan biraz küçük memelerim ve memelerime göre çok büyük, demir gibi sertleşmiş uçları… Çok güzel ya diye not verip yeniden yumuldu üzerime… o memelerimi yoğurup boynumu öperken elimi tutup sikinin üzerine getirdi yeniden; bu defa kemerinin tokasını kendi açtı ve devamını da bana bıraktı… tek elimle ilk düğmesini çözüp içeri daldım hışımla, boxer veya her neyse oradan da içeri sızdım – ki zaten siki de dışarı çıkmaya çalışıyordu boxerdan… Diğer elimi de kullanıp fermuarını açtım, pantolonu dizlerine gönderip sikini sıvazlamaya başladım.. İlk anda biri gelirse n’olur diye tedirgindim ama bynuma ve memelerime yaptıkları bunu unutturdu… yavaş yavaş aşağı indi; dili göbeğimi yakıyordu resmen… bu sırada tek elimle boynundan tutup kafasını kendime bastırıyordum… iyice aşağı indi ve siki elimin menzilimden çıktı… eteğimi tam belime sardı ve külotumla çorabımı birlikte aşağı çekerek bacaklarımı açtı açabildiği kadar… birkaç günlük tüylerim – ki benim o zaman da bu zaman da kıl denebilecek sertlikte olmadı kasıklarım hiç, sanki İrlandalı birinden kuku nakli yapılmış gibi kızıl tüylerim vardır hep; sadece işlevsel olarak değil, görüntü olarak da Katolik bir kukuydu yani hahahaha – onun hafif sakal-bıyıklarına karıştı ve dilini içime sokmaya başladı… Dizlerim titredi ve hayatımın en hızlı orgazmını yaşadım 10-15 saniye içinde… Tabi bunda su borusunun da payını yadsımamak lazım…

Boşaldığımı anlayınca “süpersin bebeğim” dedi ve beni tutup duvara çevirdi ve yasladı “fazla zamanımız yok, asıl bunun hayalini kuruyorum yarım saattir” diyerek kafasını kıçıma gömdü… Offf, inanılmaz bir zevkti o da… Elleri ile kıçımı biraz geri çıkartıp aynı anda hem götümü hem aradaki pelvik böllgeyi yalıyor, ara ara da dili sırılsıklam dudaklarımın içine giriyordu… Dilini birkaç defa götümün içine kadar soktuktan sonra ayağa kalktı ve manzarasını seyredip memnun kaldı ki “şimdi benim zamanım” diyerek üzerime yaslandı… Kalçamı tamamen geriye çıkarttım; sonuna kadar almak istiyordum ne verebilirse… kulağıma kadar gelip “ilk.. elimi… attığım… andan beri… bu götün… içine.. girmek istiyordum..” diye kesik kesik konuşarak yerleşti..

Hop! Dur… Bir dk… Götüm mü?? Götümden başlamak zorunda mısın?? Tamam yalanması çok güzel de sikilmesi?? Ayık olsam bunları yüzüne de söylerdim herhalde ama çok sarhoştum, çok azgındım, yeni boşalmıştım; erkek tabiri ile bakarsak “O’kansız’ın ağzına vermiştim yahu!!”.. Tavırlarıma bile yansıdığını sanmadığım ufak bir garipseme dışında itaat ettim… Bu göt de o irish pussy gibi bir gün illa sikilecekti ve ikisinin aynı gece aynı sex sırasında ve bir celebrity tarafından halledilmesinde sıralama dışında bir problem yoktu sanki…

Sol kolunu memelerimle karışık vücuduma yapıştırıp sağ eliyle ıslak sikini yine ıslak ve hafiften gevşemiş götüme dayadı.. Ufak ufak yüklenmelerle başını değilse de ucunun büyük kısmını sokup kilitledi… Sonra komple duvara itti her ikimizin vücudunu da… kaçmak istemiyorum ama istemsiz olarak can acısıyla veya acı korkusuyla hareket etmeye çalıştığımda da fark ettim ki kaçamayacaktım da artık… Kendisini tukarı ittikçe başı içimde yürüdü.. yürüdü ve çok sonradan düşündüğümde ortalama erkeklere göre epey mantar formunda olduğunu hatırladığım başı iç tarafa geçti… her ikimiz için de bir rahatlama oldu bu tabi.. ben kendimi kasmayı bıraktım.. O da neredeyse parmak ucuna çıkarak yüklenmek zorunda kalmadı daha fazla… yeniden kıçımı tutup duvardan ayırdı ve beni yarı domalır pozisyona getirerek biraz daha ilerledi önce… Hala canım yanıyordu ve tamamının girdiğini düşünüyordum ki başımdan tutup aşağı bastırması ile bir anda dibine kadar sokması bir oldu.. O karanlık odada öyle bir şimşek çaktı ki anlatamam.. Evet, tamamı şimdi girmişti ve az önce girdiğini sandığım kısım kafası + 1cm falandı herhalde… rahatlayınca önce beni biraz daha geri çekip duvara ellerimle tutunur hale getirdi; sonra önce ufak ufak hareket etmeye başladı; ilk açı azalsa da bitmiş olmaktan çok uzaktı… ben biraz fazla zırlamış olmayım ki o karanlıkta nasıl denk getirdi ise sikinin üzerine tükürdü ve bir kayganlık yayıldı, acı daha da azaldı..

Zevk? O an zevkin Z’si yoktu; sadece azalan acının bıraktığı boşluk anlamsız bir zevk gibi geliyordu… Sonra pompalamaya başladı; dibine kadar götümdeydi ve bu herifin dibi hiç de kendi boyu gibi değildi yahu; bir yerden alırken bir yerden vermiş yani… Topları çarpıyordu amıma ve hoşuma gitmeye başlamıştı bu dayak.. tek elime bacak aramdan uzanıp tuttum onları ama bir anda deli gibi hızlanmaya başladı elim temas edince…

Hey! Dedim (kendi kendime) götüme boşalıp bitirmeyeceksin değil mi? bir işimiz daha var seninle… her ihtimale karşılık ben de kendimle oynamaya başladım, hem o belirsizlik gerçek bir zevke döner hem de belki bir daha boşalırım diye… Çünkü bekareti verdiğin sevişme sırasında orgazm olmanın çok ama çok uzak bir hayal olduğunu bilecek kadar hikaye dinledim ve bu son şansımdı… Ben yükseldim… O hızlandı… Ben sesler çıkartmaya başladığımda o artık beni duvara kadar itelemiş, varsa henüz girmemiş son milimetrelerini de içime sokmaya çalışıyordu… Bacaklarım hem hızdan hem yaklaşan orgazmımdan dolayı titremeye başlamıştı ki bir anda böğürerek götümden çıktı ve “vaaa vaaa vaa” diye anlamsız seslerle birkaç salvo fırlattı karanlık odanın içerisine…

O’kansız bir duvara yaslandı, ben de sırtımı dönerek diğer duvara.. Bir süre konuşmadan nabzımızın normale dönmesini, en azından at gibi nefes almayacak kadar sakinleşmeyi bekledik ikimiz d konuşmadan… Şizoid bir görüntü vardı… Pantolonu bileklerinde ve bacaklarının arasındaki canavar her nefeste yüzünü daha çok yere çeviren bir adam… Karşısında üstü çıplak altı çıplak; dizleri bitişik ama bilekleri ayrık, çorabı ve külotu bileklerin inmiş, bluzu ve eteği çok kalın bir kemer gibi beline toplanmış bir kadın (not yet)… Birbirlerine bakarak deli gibi inliyorlar gitgide yavaşlayarak… Kapının altından sızan ışıkta yerde parlayan izleri görüyordum… üç büyük salvo ikişer metre ileri fırlamışlar; bir tanesi daha kısa menzilde kalmış; sonrasında dağınık damlamalar ama damlalar kan gibi kaynağa doğru ilerliyor ve durduğu yerde birkaç damla üstsüte düşmüş.. bir tane de karanlıktaki siluetin üzerinde parlayarak yerini belli ediyor…

Yeterince beklediğimi düşünüp yüzüne baktığımda hiç de devamını ister gibi görünmüyordu… 30 küsur yaşlarındaydı ve tek kurşunluk gücü kalmasına daha çok vardı… Olsundu, ben ikinci faz için taktiğimi belirlemiştim… Gidip o parlayan damlayı arkasındaki sikle birlikte ağzıma sokacak ve yeterince sertleşip beni paramparça edecek uzunluğa ulaşana kadar da ağzımdan çıkartmayacaktım… Sonra da o istese de istemese de hala kendi duvarına yaslanmışken ben arkamı dönüp ona yanaşacak; sikini de gerekirse kendi elimle içime sokacaktım…

Tam ben hareketime başlayacakken, hatta O’kansız da yüzümde artık nasıl bir parlama varsa onu merak eder şekilde bakarken; neredeyse benle eş zamanlı olarak çat diye kapı açıldı ve bir çalışan içeri hamle yaptı.. Kapı benim tarafımdan açıldığı için dışarıdaki ışık beni aydınlattı ve adam durdu.. Onun durmasıyla da ben o milisaniye içerisinde o kafayla nasıl düşündüysem “üstümü değiştiriyorum lütfennn” diye üzerine çullanıp herifi dışarıya atıp kapıyı kapadım… bu işin hâlâ kurtarılabilir bir yanı var mı ki diye düşünüp döndüğümde ise baktım paşam çoktan giyinmiş o panik sırasında… Tam isyan edecektim ki dışarıdan da “Bayan içeriden malzeme almam lazım, lütfen 2dk içinde giyinip boşaltın odayı” diye bir ültimatom gelince çaresiz kaldım ve askılarımı üzerime, çorabımla külotumu kıçıma çektim… Bu sırada Kansız da “ben erkekler tuvaletine gidiyorum, sizinki solda” diyerek 1sn içinde sıvıştı dışarı… Kapıya gelen herif ne kadar uzaklaşmıştı ve onu çıkarken gördü mü bilmiyorum ama benim hazırlanmam biraz daha zaman aldı ve kapıyı açtığımda burun buruna geldik… Kıpkırmızı yanaklar ve buruşuk üst-baş ile birşeyler geveleyip yanından sıyrıldım ladies-rooma doğru ama pis sırıtışından içeride olan biteni bildiği açıktı – ki bilmiyor olsa da az sonra ışığı yaktığında anlayacaktı zaten…

Tuvalete gidip bir kabine girdim ve kapağını kapattığım klozetin üzerine oturup ağlamaya başladım… Ağlamam gitgide arttı ve artık hüngürtü moduna girdiğinde kapı tıkladı, dışarıdan oldukça olgun bir ses yardımcı olmayı teklif etti…1-2 dk içinde ne kadar mümkünse toparlanıp çıktığımda, orta yaşlı Hollywood aktrislerine benzeyen ve Allah kahretsin yine TV’den felan tanıdığım bir teyze vardı karşımda… Ulan bu yaşta burada ne işin var falan diye düşünürken önce beni aşırı sarhoş sandığını fark ettim. Konuşmamdan falan o derece sarhoş olmadığımı görünce kısa sürede çekilebilecek her tür iyi niyetli (koy gitsin seni üzenin amk gül gibi kızsın vs.vs.) nutuktan bir seçme çekti… Ben de “teyzecim kendimi güzelce siktiremedim, ondandır ağlamam; hem sen niye evde yatağında değilsin, yarım saate enişte bey uyanacak kahvaltı isteyecek” diyemediğim için onun bana biçtiği terk edilmiş kız rolünü oynayıp teşekkür falan edip sıyrıldım yanından…

Geri döndüğümde beklendiği üzere kansız gitmişti; manken kız da gitmişti; Hale masadaki çocukla öpüşerek dans ediyordu; Seçil’in de gittiği anlaşılıyordu… Hale çocuğun bademciklerinden sıyrılıp bana yalandan merak eder gözlerle kaş göz yapınca, “siz takılın sonra görüşürüz” işaretimi yapıp vestiyere yöneldim; kabanımı alıp eve gitmek üzere kapının önündeki taksilerden birine oturdum; ilk defa o an fark ettim ki kıçımın sızısından ancak yan oturabiliyordum…
Devam eder ara ara böyle…